Psikanalitik Yaklaşım
"Semptom bozukluk değil, anlamdır. Çözümlenmesi değil, çözülmesi gerekir."
İnsan, kendisini ve dünyayı anlamlandırma biçimini yaşamı boyunca kurar. Deneyimleri, ilişkileri, arzuları ve karşılanmamış ihtiyaçları, kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkinin şekillenmesinde rol oynar. Ancak yaşadıklarımızın bizde bıraktığı izler her zaman açık değildir. Bazen bir duyguya anlam vermekte zorlanır, bazen kendimizi tekrar eden ilişkilerin içinde bulur, bazen de bizi zorlayan şeyin ne olduğunu tam olarak bilemeyiz.
Psikanalitik yaklaşım, insanın ruhsal yaşamının yalnızca farkında olduğu düşünce ve duygulardan ibaret olmadığı varsayımından hareket eder. Bilinçdışı süreçler; arzularımızı, korkularımızı, beklentilerimizi ve başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri, her zaman doğrudan fark edemediğimiz biçimlerde etkileyebilir. Geçmiş deneyimlerimizin izleri, kimi zaman tekrar eden ilişki örüntülerinde, kimi zaman anlamlandırmakta güçlük çektiğimiz duygularda, kimi zaman da kendimiz hakkında kurduğumuz anlatılarda kendini gösterebilir. Bu nedenle insanın kendisiyle ilgili bildikleri, ruhsal dünyasının tamamını kapsamayabilir.
Psikanalitik Psikoterapi, bu görünür ve henüz anlam kazanmamış deneyimler arasındaki ilişkileri araştırmaya alan açar. Kişinin anlattıkları, sessizlikleri, çağrışımları, duygulanımları ve rüyaları, bu araştırmanın bir parçası olabilir. Özellikle rüyalar, kişinin gündelik yaşamda doğrudan fark edemediği çatışmaların, arzuların ve duygusal yaşantıların kendine özgü bir biçimde ifade bulabildiği ruhsal deneyimler olarak ele alınır.


Bu süreçte amaç, yaşananlara hızlıca açıklamalar getirmek ya da her deneyimin ardında tek bir anlam aramak değildir. Aksine, kişinin kendisine yabancı gelen duygu ve düşüncelere yaklaşabilmesi, birbiriyle çelişen yönlerini birlikte düşünebilmesi ve daha önce fark etmediği bağlantıları keşfedebilmesi için bir alan oluşturulur. Söze dökülmesi güç olanın düşünülebilir, anlaşılması güç olanın merak edilebilir hâle gelmesi, bu çalışmanın temel unsurlarından biridir. Çünkü kendimizi anlamak, yalnızca geçmişimizi tanımak ya da bugün neden böyle hissettiğimizi açıklamak değildir. Kendi iç dünyamızla kurduğumuz ilişkiyi, başkalarıyla aramızda gelişen bağları ve kendimize ait sandığımız kimi düşünce ve beklentilerin nasıl şekillendiğini yeniden ele alabilmektir.
Psikanalitik psikoterapide terapistle kurulan ilişki de bu araştırmanın önemli bir parçasıdır. Kişinin ilişkilerinde tekrar eden duygu ve beklentiler, terapi ilişkisinde de farklı biçimlerde ortaya çıkabilir ve birlikte düşünülerek yeni anlamlar kazanabilir.
Psikoterapi, insanın kim olduğunu söyleyen ya da nasıl biri olması gerektiğini belirleyen bir süreç değildir. Kişinin kendi deneyimini merak edebileceği, bilinçdışı süreçlerin yaşamındaki etkilerini araştırabileceği, çelişkilerine yaklaşabileceği ve kendiliğine dair yeni olasılıkları keşfedebileceği bir karşılaşma alanıdır. Bu karşılaşma, kişinin kendisini ve başkalarını anlama biçimini dönüştürürken, yaşantılarına farklı anlamlar verebilmesine ve ilişkilerinde daha önce mümkün görünmeyen olasılıkları düşünebilmesine de yer açabilir.